22 Nisan 2017 Cumartesi

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI: "Başarılı İhracatçılara Ödül Töreni"

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI: 
BAŞARILI İHRACATÇILAR ÖDÜL TÖRENİ
Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, laboratuvarları tekleştirme projesi üzerinde çalıştıklarını, bakanlıkların laboratuvarlarının tamamını Gümrük İdaresi altında toplayacaklarını söyledi.
Gümrük ve Ticaret Bakanı  Bülent Tüfenkci, laboratuvarları tekleştirme projesi üzerinde çalıştıklarını, bakanlıkların laboratuvarlarının tamamını Gümrük İdaresi altında toplayacaklarını söyledi.
Tüfenkci,  İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) tarafından düzenlenen, "Başarılı İhracatçılar Ödül Töreni"nde, hiçbir şart altında mali disiplinden taviz vermediklerini belirtti.
Devletin ekonomideki ağırlığını azaltıp özel sektör öncülüğünde büyümeyi hedefe aldıklarını hatırlatan Tüfenkci, bundan sonra da aynı anlayışla yola devam edeceklerini anlattı.
Tüfenkci, şöyle devam etti:
"Bakmayın tekstilde şu veya bu tepkilerle birtakım iptaller olabilir, birtakım sıkıntılar yaşayabiliriz ama şuna emin olun, bizim  Avrupa ile ilişkilerimiz karşılıklı çıkar ilişkisidir. Bundan sonra rasyonel zemin içerisinde devam etmesini istiyoruz. Gümrük Birliğinin güncellenmesi noktasındaki adımlarımızı  Ekonomi Bakanlığı ile birlikte çok ciddi şekilde takip ediyoruz ve inanıyorum ki 2017'nin ortalarında veya sonlarına doğru bu Gümrük Birliğinin güncellenmesi noktasında adımlarımızı hayata geçiririz. Böylece ticaretin geliştirilmesi noktasında önemli bir mesafeyi katetmiş oluruz. Bunu ne için söylüyorum; moralleriniz bozulmasın diye söylüyoruz. Eğer sizler kaliteli üretim yaparsanız, zamanında teslim ederseniz, fiyatla rekabeti yakalarsanız, kim ne derse desin bir parti siparişi alırlar ama ikinci parti siparişi mecbur verirler. Rahat olun, hiçbir sıkıntı yok."
Gümrük ve  Ticaret Bakanlığı olarak ihracatın hızlanması ve teslimattaki sorunların giderilmesi noktasında adımlar attıklarını ve sürekli kendileriyle istişare halinde olduklarını vurgulayan Tüfenkci, "Biz sizi hiçbir yerde yalnız bırakmayız." dedi.
Tüfenkci, şimdi laboratuvarları tekleştirme projesi üzerinde çalıştıklarını, bakanlıkların laboratuvarlarının tamamını Gümrük İdaresi altında toplayacakları bilgisini verdi.
Hazır giyim ve tekstilin çok daha fazla potansiyeli olduğuna değinen Tüfenkci, ihracatçılara, verdikleri desteklerden yararlanma çağrısında bulundu.
Tüfenkci, yurt dışına giden tırlarla da ilgili bir çalışmaları olduğunun altını çizdi.
-"İhracatta kırmızı hatta düşme oranı ciddi şekilde azaldı"
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı  Mehmet Büyükekşi ise TİM olarak kilogram başına ihracat değerine büyük önem verdiklerini, bu rakam ne kadar çok artarsa  Türkiye'nin 2023 ihracat hedefine ulaşmasının da o kadar kolay olacağını söyledi.
Katma değeri arttırabilmek için tasarım, marka, inovasyon ve Ar-Ge'nin son derece önemli olduğunu vurgulayan Büyükekşi, "Geçen sene pamuğun kilosunu 1,5 dolardan ihraç ettik. Pamuğu ipliğe dönüştürürsek 3 dolara satıyoruz. İpliği kumaşa çevirdiğimizde kilogram başı fiyatı 7,5 dolara çıkıyor. Kumaştan giyim eşyası ürettiğimizde ise 15-20 dolara ihraç ediyoruz." dedi.
Büyükekşi, alınların terini akıllarının teri ile birleştirince çok farklı işler başarabildiklerini dile getirdi.
Hain darbe girişiminden sonra  Türkiye algısı için 7 ülkede tanıtıma başladıklarını hatırlatan Büyükekşi, bu ülkelerde gazeteler aracılığı ile 550 milyon kişiye, TV'de 1,1 milyar kişiye, sosyal medya ve dijitalde ise 1,9 milyar kişiye ulaşmayı hedefledikleri bilgisini verdi.
İHKİB Başkanı  Hikmet Tanrıverdi de ihracatta kırmızı hatta düşme oranının ciddi şekilde azaldığını, beklentilerinin bu oranın sıfırlanması ya da sıfıra yakın noktaya gelmesi olduğunu söyledi.
Her türlü musibete rağmen 2016 yılını 2015'e göre sadece ve sadece binde 2'lik kayıpla yaklaşık 17 milyar dolarla kapattıklarını hatırlatan Tanrıverdi, bütün çabalara rağmen 2016'nın ikinci yarısındaki gelişmelerin yansımalarını bu yılın ilk iki ayında da hissettiklerini dile getirdi.
Tanrıverdi, ibreyi mart ayında yeniden yukarı çevirdiklerini vurgulayarak, "Mart ayına baktığımızda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,8 artıdayız. Ocak-Mart dönemini kapsayan ilk çeyrekte ise geçen yıla göre halen yüzde 4 gerideyiz. 2017'nin 3 aylık bölümünde 4 milyar 76 milyon dolarlık ihracat yaptık. Yılın ikinci yarısında daha yüksek bir performans göstereceğimize ve 2017'yi 17 milyar doların üzerinde ihracatla kapatacağımıza inanıyorum." diye konuştu.
İHKİB'in kurulduğu 1986'da  Türkiye'nin hazır giyim ihracatının 1 milyar dolardan biraz fazla olduğunu vurgulayan Tanrıverdi, bugün bu rakamın 17 milyar dolar civarında olduğunu, dünyanın 7'inci hazır giyim tedarikçisi olduklarını bildirdi.
Tanrıverdi, 200'ün üzerinde ülkeye ürün sattıklarını,  Türkiye'nin toplam ihracatının yüzde 12'sini kendilerinin yaptığını söyledi.
Kilogram başına ihracat gelirlerinin 23-24 dolar civarında olduğu bilgisini veren Tanrıverdi, sözlerine şöyle devam etti:
"Mücevherat ve savunma sanayinden sonra katma değerde üçüncü sektörüz. Ülkemize her yıl yaklaşık 15 milyar dolar net döviz girdisi sağlıyoruz. Sadece son 10 yılı hesaba kattığımızda ülkemize net 150 milyar dolar kazandırdık. Markalarımız 100'e yakın ülkede 3 bine yakın mağaza ile hizmet veriyor. Memleketimizde kabına sığmayan markalarımız yurt dışında bu ağı her geçen gün daha da büyütüyor."
-"Kilogram başına ortalama ihracat gelirimizi 50 doların üzerine çıkarmalıyız"
Hikmet Tanrıverdi, katma değerli üretimlerinin payını arttırmaları gerektiğini belirterek, "23-24 dolarlarda bulunan kilogram başına ortalama ihracat gelirimizi 50 doların üzerine çıkarmalıyız." dedi.
Markalı ihracatlarının oranının halen yüzde 15'i bile bulmadığını aktaran Tanrıverdi, bu oranı en kısa sürede iki katına yükseltmeleri gerektiğini kaydetti.
Tanrıverdi, "Maliyetini içeride tutturamadığımız üretimi gerektiğinde yurt dışında yaptırmalıyız. Yani ihracattaki gücümüzü organizatör ülke olarak da ortaya koymalıyız." diye konuştu.
Organizatör olabilmenin, rekabetçi kalmanın yolunun farklılaşmaktan geçtiğine işaret eden Tanrıverdi, farklılaşmanın da ancak katma değeri yüksek, yenilikçi ürünler geliştirmek ile mümkün olduğunun altını çizdi.
Tanrıverdi, hazır giyimde rekabet alanlarının değişip dönüştüğü bir süreci yaşadıklarına dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu süreçte markalaşmanın, tasarımın, inovasyonun ve Ar-Ge'nin önemini biliyoruz. Markalarımız, trendlere uygun tasarım ve koleksiyonlarımız, yurt dışı perakendede güçlenen kimliğimizle, hazır giyim üretiminden moda üretimine geçişimizi sürdürüyoruz. Başarıyı bir varış noktası değil, bir yolculuk olarak görüyoruz. Bu inançla global pazarlardaki payımızı arttırmak için var gücümüzle çalışıyoruz."
Törende konuşmalardan sonra başarılı ihracatçılara platin, altın ve gümüş plaketler dağıtıldı. Törende hazır giyim alanında en fazla ihracat yapan LC Waikiki,  Şık Makas Giyim, Erpa Hazır Giyim,  Koton, Eroğlu Giyim,  Baykanlar Tekstil, Tayeks Dış Ticaret ve Tekstil, Taypa Tekstil, Aster Tekstil ile Saide Tekstil'e plaketleri  Bülent Tüfenkci,  Mehmet Büyükeki ve Hikmet Tanrıverdi tarafından takdim edildi.
Törende ayrıca, 2,5 milyon dolar ile 10 milyon dolar arasında ihracat yapan 674 firmaya bronz, 500 bin ile 2,5 milyon dolar arasında ihracat yapan bin 132 firmaya da başarı sertifikası verildi.
Birlik de ihracatçılara verdiği destekten dolayı Tüfenkci'ye bir hediye takdim etti.
Ödül töreninin ardından şarkıcı  Linet, ihracatçılara konser verdi.

14 Nisan 2017 Cuma

“The Ticker” Marc Champion: "PARANOYAK LAİKLER HAKLIYMIŞ, TÜRKİYE’DE İŞLER DEĞİŞTİ"

Marc Champion: "PARANOYAK LAİKLER HAKLIYMIŞ, TÜRKİYE’DE İŞLER DEĞİŞTİ"
ABD merkezli Bloomberg haber ajansının internet sitesinde bugün çok tartışılacak bir yorum yayınlandı.
Sitede bulunan “The Ticker” bölümünde yer alan yorum ajansın İstanbul temsilcisi Marc Champion’ın imzasını taşıyor. Champion, “Türkiye’deki dekolte baskısı üniversitelere yayıldı” başlıklı yazıda, Türkiye’deki son dönemdeki çok tartışılan bazı gelişmeleri aktarıyor ve “Erdoğan’ın Türkiye’yi İran’a ya da bir Körfez ülkesine dönüştürdüğünü düşünen laik Türklere katılmıyorum. Ancak Türkiye’nin yönünü değiştirebilir” yorumunu yapıyor.
İŞTE CHAMPİON’IN YAZISI:
Bunu kabul etmekten nefret ediyorum ama 10 yıldır Başbakan Erdoğan’ın gizli bir planı olduğunu söyleyen paranoyak laikler, haklı çıkıyor.
Yıllar boyunca paranoyak laiklere nazik bir dille Erdoğan’ın zaten uzun süredir iktidarda olduğunu ve açıkça ifade ettiği muhafazakâr ajandasının aksine gerçekten gizli İslamcı bir büyük planı varsa bunu saklamak konusunda çok iyi bir iş becerdiğini söylüyordum.
Ayrıca, Mısır’da Müslüman Kardeşler’in liderlerine laik bir devlet ve anayasaya ihtiyaç duyduklarını söylediğini duymadınız mı? (Eğer onu dinlemiş olsalardı şimdi beyaz tulumlar giyiyor olmazlardı.)
Önceden, Erdoğan’ın çoğunlukçu bir demokrasi anlayışı olduğunu, rakiplerinin haklarını hiçbir şekilde gözetmediğini ancak kendisine güç sağlayan eski İslamcı muhafazakârlar, milliyetçiler ve liberaller koalisyonunu bozmak için fazla zeki olduğunu söylüyordum. Bu ortaklık Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2011′de oyların yüzde 50′sini almasını sağladı. AK Parti’nin İslamcı selefi Refah Partisi ise en yüksek oyunu 1995′te yüzde 21′le almıştı.
Ama, Türkiye’de işler değişti. Bence bunun nedeni Erdoğan’ın bir anda içindeki İslamcı’yı dayatma özgürlüğünü hissetmiş olması değil, gerçi biraz bu da var. Asıl konu Erdoğan’ın önümüzdeki yıl yapılacak ilk doğrudan başkanlık seçimlerinde oyunu artırmak için en iyi yol olarak seçmeni kutuplaştırmayı seçmiş olması. Türkleri iki seçenek arasında seçim yapmaya zorluyor: Ya Erdoğan’lasınız ya da ona karşısınız. Eğer ona karşıysanız yaşlı, tahta kafalı, ordu destekli laik sistemin ve onun yozlaşmış evlatlarının yanındasınız.
Erdoğan bugün [salı] AK Partili milletvekillerine, “Taraf olmayan bertaraf olur” dedi. Salondan gelen tepki de aynı oranda korkutucuydu: “Her yer Tayyip, her yer Erdoğan!” Bu ifade bu yılın başlarında İstanbul’da Taksim Gezi Parkı‘nda başlayıp ülkenin geneline yayılan gösterilerde hükümet karşıtı protestocuların kullandığı, “Her yer Taksim, her yer direniş”in değiştirilmiş hali.
Erdoğan’ın bu megalomanyak tutumu 2011 seçimlerindeki ezici zaferinden sonra başladı. Otokratik politikaları Gezi Parkı protestolarına neden olunca daha da tavizsiz ve agresif bir insana dönüştü.
Erdoğan’ın faydalandığı ayrıştırıcı girişimlerin son örneği kadın ve erkek üniversite öğrencilerinin bir arada yaşamasının yasaklanması. Bu durum kulağa sosyal muhafazakârlık gibi gelebilir ancak bundan fazlası var. Erdoğan anayasanın “gençliği” koruma maddesinin gereklerini yerine getirdiğini söylüyor. Ama üniversite öğrencileri yetişkinler dolayısıyla Erdoğan aynı zamanda kişinin ev içindeki mahremiyetini de koruyan anayasayı yok sayarak İslam’ın talep ettiğini düşündüğü davranış biçimini dayatmak istiyor. İslamcılığın güzel bir ifadesi olan bu hamle birçok insanı kızdırdı. Zaten amaç da buydu…
Erdoğan’ın AK Parti’deki yardımcıları o günden beri bu adıma yasal bir dayanak bulmaya çalışıyor. Nihayetinde İçişleri Bakanı Muammer Güler, “terörist örgütlerin üniversite gençliği içindeki erkekler ve kızlar arasındaki ilişkileri kötüye kullanmaya başladığını, örgüte adam çekmek için zemin olarak kullandığını” söyledi.
Bugün [salı] parti sözcüsü Hüseyin Çelik de öğrenci yurtlarının fuhuş için kullanıldığı yönündeki endişeleri dile getirdi. Aynı zamanda partisinin geniş ve farklı bir kitleye sahip olduğunu ancak kendisinin şahsen Hristiyanlığı ya da Yahudiliği onaylamadığını da söyledi. Birkaç hafta önce de Çelik TV’de yayınlanan bir yetenek yarışmasının sunucusunu çok fazla dekolte giydiğini söyleyerek kovdurmuştu.
Erdoğan laik öğrenciler ve TV’de provokatif şeyler giyen kadınları düşman olarak görüyor. Gezi Parkıprotestocularını terörist olarak yaftaladığı gibi, o ve destekçileri Erdoğan’ın aldığı desteği artırmak ve güçlendirmek için rakipleri canavarlaştırıyor. Bundan önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerde ve sonrasında Erdoğan’a rakip olacak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gibi parti içindeki ılımlılar da nasibini alıyor.
Erdoğan koalisyonunun içindeki liberalleri çoktan kaybetti. İslam ve liberalizmin birlikte yürüyebileceğine inanan ve Erdoğan’ın ihlalleriyle katkılarını kıyaslamak için varını yoğunu ortaya koyan köşe yazarı Mustafa Akyol gibi destekçileri bile artık Erdoğan’dan vazgeçiyor. Ancak çoğunluğu muhafazakâr olan Türkiye’de Erdoğan liberalleri kaybettiğine üzülür gibi görünmüyor. Umudu geri kalanı kapabilmek.
Şimdi umutlar Erdoğan’ın devletin iktidarını fazlasıyla kişiselleştirip sosyal çatışmayı artırması ve böylece daha ılımlı parti liderlerinin, özellikle de AK Parti’nin diğer iki kurucusu Gül ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Erdoğan’dan kopması yönünde. Erdoğan’ın yurt baskısına muhalefet ettikten sonra Arınç devlet televizyonu TRT’ye, “Ben Başbakan’ın söylediklerinden sorumlu değilim. Ben sadece bir bakan değilim. Geçmişi, geleceği ve partinin vizyonunu temsil ediyorum. Benim hiç sayılmamam lazım” dedi.
Ben hâlâ Erdoğan’ın Türkiye’yi İran’a ya da bir Körfez ülkesine dönüştürdüğünü düşünen laik Türklere katılmıyorum. Erdoğan Türkiye’yi yeni bir yere taşıma ya da 100 yıllık tarihi silme kapasitesine sahip değil. Ancak Erdoğan Türkiye’nin yönünü değiştirebilir. 10 yıllık iktidarın ardından, Erdoğan şüphesiz Türkiye’ye fayda sağlamaktan çok zarar veriyor.

30 Mart 2017 Perşembe

"Türkiye'nin Ekonomik Durumu", Nevzat LÂLELİ; HAY-DER Genel Başkanı

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK DURUMU
NEVZAT LÂLELİ
Nevzat LÂLELİ
Yazar, HAY-DER Genel Başkanı
            HAY-DER Cuma sohbetleri ve buna bağlı olarak yapılan Cuma konferansları hızla devam etmektedir. Prof. Dr. Latif Öztek de HAY-DER’in Cuma konferansına hatip olarak katılarak, “Ekonomi, temel göstergelerden biridir. Bir şahsın veya bir ülkenin durumu onun ekonomik yapısının ile yakından ilgilidir. Eğer bir ekonomi de israf varsa, üretim olmayıp tüketim reklam ediliyorsa, o ülke de işsizlik büyükse o ülke batmaya mahkumdur” dedi.
            Slâytlarla konferansını belgeleyen, tablolar ve grafikler gösteren Prof. Dr. Latif Öztek konuşmasına devamla; “Bir fikrin toplumda kabul görmesi o fikrin fikir planında olduğu gibi eylem planında da birlikte yapılıyor olması lazımdır. Ben de sizin fikirlerinizi paylaşıyorum dedikten sonra amelde (eylem) ayrılıyorsak, o durumda, bu davranışı ne fikir planında ne de eylem planında birlikteyiz diye anlamak lazımdır.
            Bu gün ülkelerin saygınlığında Yunanistan ve Almanya’yı ele alırsak görürüz ki Yunanistan’ın sadece Avrupa ülkeleri arasında değil bütün dünya ülkeleri arasında bir itibarını kaybetmiştir. Ama iş Almanya’ya gelince her zaman ihracatı, ithalatından fazla olduğundan yani ekonomisi hep (+) çıktığından Merkel boynu dik gezmekte ve itibarı da üstün bulunmaktadır.
            Ülkemizin ekonomik yapısına bir göz attığımızda bizim de maalesef “dış ticaret açığı, bütçe açığı, cari açık, büyük iç ve dış faiz ödemeleri gibi temel ekonomik göstergelerimiz hep (-) göstermekte, bu da ülkeler arası itibarımızı alıp götürmektedir. Ülkemizde yapılan ve adına yatırım denen otoyol, köprü, tünel gibi yatırımlar, üretim yapan ve milli gelirimize katkıda bulunan yatırımlar olmayıp, aynı zamanda dışarıya borçlandığımız ve bu borcumuzu gittikçe katlayan sabit tesisler durumundadırlar.”
   Prof. Dr. Latif Öztek ve
HAY-DER Genel Başkanı Müh. Nevzat Laleli
EKONOMİK GÖSTERGELER
            Bir ülke için ekonomik temel göstergeler öncelikle üretim ve imalatta yıllık artış trendinin yüksek olması, ihracat ve ithalat arasında her yıl müspet yönde bir artış kaydedilmesi, işsizlik göstergelerinde artan nüfusa rağmen azalma görülmesi, enflasyon rakamlarının düşük çıkması, ülkenin faiz yüzdelerinin durumu, devletin iç ve dış borçlanması, fert başına milli gelir gibi aldatmaca rakamlar yerine işçinin, memurun, emeklinin alım gücünün mallara göre değerlendirilmesi gibi değerlerdir.
            Bu değerlerden ülkemiz işsizliğini görelim. İşsizlik, çalışabilecek güce ve beceriye sahip olduğu halde bir insanın bu özelliklerini kullanamaması, üretim arzının yeterince sağlanamaması, yaşama ile çalışma arasındaki dengesizlik, ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelir elde edilememesi gibi tarifler yapılabilir.
            Bir hükümetin başarısı işsizlikle ölçülür. Çünkü üretime ait bütün kanun ve kararlar hükümet tarafında alınmakta, bir insan kendi dışında oluşan bu ortama uymaya mecbur kalmaktadır. Eğer üretim tam teşvik edilirse bu üretici inputları (girdileri) olabildiğince aşağıya çekilirse ve kredi kullanımında ipotek şartı yerine “rantabl üretimi sağlayacak projeler” öncelik kazanırsa, bir de israf ve tüketim ekonomisi uygulamasına son verilirse böylece yeni iş sahaları açılacak ve onlar istihdam sağlayacağı için işsizlik önlenecektir.
            Siz parayı, ham maddeyi veya mamul maddeyi depolayabilirsiniz ama iş gücünü depolayamazsınız. Bu kullanılmayan iş gücü zaman içinde heba olmuş demektir ve bunu bir daha kullanamazsınız. Bu gün ülkemizde 3,5 milyon işsiz var deniyor. Bu işsizlerin kendilerinin ve ailelerinin çektikleri büyük acıyı bir an için yok sayalım ama bunlar çalışsaydı bir saat içinde 3,5 milyon x 8 saat = 28 milyon/saatlik bir iş ortaya koyacaklardı. Bunlar iş bulup da çalışamayınca bu millet bu kadar büyük bir iş gücünü kaybetmiş olmaktadır.
            Devlet, daha doğrusu hükümet bu probleme mutlaka çözüm bulmalı ve milli gelire yapılacak bu katkıyı dışarıya atmamalı, ülkemizde üretilecek mallar üretilemeyince bu malları ithal ederek, Hasan’a vermediği parayı ve imkânları Hans’a verme lüksünden vazgeçmelidir.
            Bundan 10 sene kadar önce “Fert başına düşen milli gelir” yıllık 3,500 $ idi. Geçen sene (2016 yılı) bu rakamın yani fert başına milli gelirin 10.000 $ olduğu açıklandı. 10,000 $ x dolar kuru olan 3,500 TL ile çarpılırsa = 35 milyar TL/ay yapar. Yıllık gelirin ise 420 milyar TL ettiği görülür.
            Bu değerlendirmeler doğru ve sağlıklı değerlendirmeler değildir. Şöyle ki;
            Toplam milli, geliri toplam nüfusa bölüyorlar çıkan rakamı “Fert başına milli gelir” olarak ilan ediyorlar. Aslında 80 milyonluk nüfusun cebine giren para aylık asgari ücret 3,900 TL (siz 4,000 TL deyin) x 12 ay = 48.000 TL dir. Memuru bu şekilde, emeklisi bu şekildedir. Yıllık 420 milyar TL nerede, 48.000 TL nerede?
            İkincisi de “milli gelir hesaplarına, alınan borçlar dâhil edilmektedir.” Hâlbuki borçlar bir müddet sonra kısa, orta ve uzun vadeli borçlar olarak faiziyle birlikte iade edilecektir.
TÜRKİYE’NİN EKONOMİSİ
            Ekonomi fertler için olduğu gibi devletler için de çok önemlidir. Bu öneminden dolayı bir ülkenin Ekonomi Politikalarını ne dış politika ve iç politikasından ve ne de siyasi ve sosyal politika konularından ayrı düşünmek ya da tek başına ele almak mümkün değildir.
Bu ayki raporumuzu Türkiye’nin genel ekonomik durumu ile 2016 yılının Bütçe uygulamaları ve yeni hazırlanan 2017 yılı bütçesinin değerlendirilmesine tahsis etik. Türk ekonomisindeki gelişmeleri değerlendirirken daha önce belirttiğimiz gibi, konu ile ilgili Bakanlıkların yayınlamış olduğu resmi rakamları verip bu rakamlar üzerinden açıklamalarımızı yapmaya çalışacağız.
Fiyatların, zamların ve enflasyonun göstergesi…
Bu arada konu ile ilgili olarak zaman zaman hükümet üyelerinin ve hükümeti oluşturan AK Parti yetkililerinin açıklamalarına yer vereceğimiz gibi, medyada yer alan görüş ve değerlendirmeleri de dikkate alacağız. Tabii bu arada Türkiye’nin ekonomik sorunlarının nasıl çözüleceğine de işaret edeceğiz. Böylece milletimizi ve iktidarı, hükümetin ekonomik uygulamalar hakkında bilgilendireceğimiz gibi Türkiye’nin önemli ekonomik sorunlarına yönelik görüşlerimizi de açıklayacağız.
Bilindiği üzere Türk ekonomisi çok hassas dengeler üzerinde ilerleyen kırılgan bir yapıya sahiptir. Bu kırılgan yapısı nedeniyle hem dış dünyadaki ekonomik, politik ve siyasi gelişmelerden ve hem de yurt içindeki sosyal ve siyasal gelişmelerden fazlasıyla etkilenmektedir. Bu yüzden Türk ekonomisini incelerken yurt içindeki ve yurt dışındaki gelişmelerin Türk ekonomisi üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir.
Temmuz 2016’da bir başarısız darbe girişimine hedef oldu. Darbe girişimi bastırıldıktan sonra ülkemizde üç ay süreyle Olağanüstü Hal ilan edildi. Üç aylık Olağanüstü Hal bitince süre yeniden üç aylığına uzatıldı. Olağanüstü Hal uygulamaları çerçevesinde hazırlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerle kamuda çalışan binlerce insanın işine son verildi, soruşturmalar oldu, tutuklamalar yapıldı ve halen de bu durum devam etmektedir. Kamudaki bu uygulama özel sektörde de sürdürüldü. İnsanlar tutuklandı, iş yerleri kapatıldı.
15 Temmuz 2016’dan beri Hükümet asıl olarak PDY ile uğraştığı için dış dünyada olup bitenlerle ve ekonomi ile fazla ilgilenemedi. Yurt içinde ve Kuzey Irak’ta PKK eylemleri arttı. Güney komşumuz Suriye’de PYD/YPG güçleri Türkiye’nin daha önce kırmızı çizgimiz dediği “Fırat’ın Batısı”’na geçti. PYD/YPG’nin bu faaliyetini önlemek üzere TSK tarafından “Fırat Kalkanı Harekâtı” düzenlendi. Bu harekât 4 aydan beri devam etmektedir. Daha ne kadar devam edeceği de belli değildir.  
Suriye’deki çatışmalar sürerken koalisyon güçleri (ABD-Türkiye) tarafından Musul’u IŞİD militanlarının elinden kurtarmak üzere Irak’ta da bir sıcak çatışma alanı oluşturuldu. Türkiye de Irak’taki bu harekâta katılma kararı aldı ve TSK Irak’taki koalisyon güçleri ile beraber Musul’u IŞİD militanlarından kurtarma operasyonuna fiilen katıldı. Halen Musul’daki operasyonlar da devam ediyor. Irak ve Suriye’de iç savaş sürmekte. Irak fiili olarak 3’e bölünmüş durumda. Suriye’de de durum Irak’tan fazla farklı değil. Öte yandan diğer İslam ülkelerinin durumu da içler acısı. Gazze’de İsrail’in zulmü devam ediyor. Mısır, Libya, Pakistan, Afganistan, Bangladeş, Sudan, Somali,  Arakan, Mali, Keşmir ve Doğu Türkistan’da sıkıntılı durum devam ediyor.
Bu arada 20.07.2016 da Kredi Derecelendirme Kuruluşlarından Standart end Poors, 23.09.2016’da da Moodys Türkiye’nin kredi notunu düşürdü. Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düşürmesi Kabine’nin birçok üyesi tarafından “Bu karar siyasidir” diye nitelendirildi. Biz Sayın Bakanlarımızın bu nitelendirmelerine katılmakla beraber Türk Ekonomisinin iyi olmadığının da bir realite olduğunu belirtmek istiyoruz. Zira işsizlik artıyor, enflasyon yüksek seyrediyor, büyüme hızı azalıyor, döviz yükseliyor, ihracat azalıyor, dış ticaret açığı ve cari açık artıyor. Kısaca bütün bu olup bitenler ekonomimizi çok olumsuz etkilemiştir ve bu halen de devam etmektedir.  
İngiltere’nin AB’den ayrılma konusundaki kararı ABD’deki Başkanlık seçimini Trump’un kazanması ve buna bağlı olarak ABD ekonomisindeki gelişmeler… ABD’de faiz oranının artacağı yönündeki söylentiler daha sonra da (15.12.2016)’da FED’in faiz oranını 25 baz puan artırması tüm dünya ülkelerinin ekonomilerini ve bu arada Türk ekonomisini çok etkilemiş, döviz, Dolar ve Eoro yükselişe geçmiştir.
15 Temmuz 2016’dan önce 2.88 TL olan ABD doları Kasım sonu Aralık ayı başında hızlı bir yükseliş göstermiş 1 ABD doları 3.60 TL’yi görmüş, sonra bir miktar düşmüştü. 15 Aralık 2016’da FED’in faiz oranını artırmasıyla tekrar 3.50 TL’nin üzerine çıktı. Halen 3.50 TL’nin üzerinde seyretmektedir. Yani ABD doları 4-5 ayda yaklaşık 60 kuruş artmıştır. Türkiye’nin 421,5 milyar dolar dış borcu olduğu dikkate alınırsa bunun Türk ekonomisine getirdiği yükün yaklaşık 250 milyar TL olduğu hesaplanabilir. Bu ağır yükün özel sektöre maliyeti ise yaklaşık 170 milyar TL’dir.
Kaynak: Prof. Dr. Latif Öztek – Tablo ve grafikler TUIK
e.MAİL: (nevzatlaleli@gmail.com)

7 Mart 2017 Salı

AMERİKA REFERANDUMDAN MUTLAKA EVET ÇIKMASINI İSTİYOR. TÜRKİYE.NET & GAZETECİ - YAZAR: İbrahim ÇAKIROĞLU

AMERİKA REFERANDUMDAN "EVET" ÇIKMASINI İSTİYOR!...
TÜRKİYE.NET & YAZAR
İbrahim ÇAKIROĞLU
Çünkü…
Bir yap-boz’un parçalarını teker teker yerlerine koymadan önce tablonun ne olduğunu bilmek lazım ki ne nereye konacak, belli olsun. Küçücük ve dalgalı kesilmiş parçalara odaklanılırsa, mavi deniz de olabilir gök de; kırmızı kan da olabilir bayrak da. Burada büyük tablo ise Amerika’nın orta vadeli hedefi.
O zaman işe Amerika’nın Irak savaşını niçin başlattığı ile başlayalım ve ilk önce yanlış bir inancı çöpe atalım. Genelde bu soru sorulduğunda hazır ve kolay cevap “tabii ki petrol için”.
Hiç de değil.
Irak savaşi başladığında Irak’in petrol ihracatı yıllık 30 milyar dolar civarındaydı. Olacak şey değil ya, Amerika’nın bu petrolü sıfır maliyetle çıkartıp Irak’a beş kuruş bırakmadan kendine aldığını, petrol fiyatlarının ikiye katlandığını varsayalım. Elde edilecek gelir yılda maksimum 50-60 milyar dolar.
Irak savaşı nedeni ile orduya verilen maaşlar ve Amerika içinde yapılan harcamalar göz önüne alınmadan Amerika’nın şimdiye kadar Amerika dışında yaptığı harcamalar ise 3.000 milyar dolar civarında. Yalnızca bu parayı amorti etmek için 50 yıl boyunca Irak petrolünün üzerine oturması lazım.
İleride Katar gazının geçiş yolu olması? Harita öyle demiyor ama Suriye’yi de göze alıp bunu da inceleyelim. Katar’ın gazı niye Amerika’nın derdi olsun? Bu, bizim Moritanya ile Fas arasındaki gaz sorunu için oralara asker yollamamız kadar anlamsız. Amerika artık enerjide bağımsız, petrol veya gaz ithal etmeyen, kendine yeterli kaynakları olan bir ülke.
Amerika’nın Irak savaşını başlatmasının ana nedeni İsrail’in güvenliği. Hatırlayalım, o tarihe kadar İsrail birçok kez arap ülkelerinin ortak saldırısına uğramış bir ülke. Bu saldırıların sonuç vermemiş olması bir şey değiştirmiyor, çünkü on kez kazansa da ilk kaybettiğinde geleceği meçhul.
O tarihte İsrail için en büyük tehlike oluşturan ülkeler hangileri? Suriye, Irak ve Mısır yakın komşular olarak ve uzaktan verdiği destek nedeniyle Libya.
İsrail’i güvenceye almanın çaresi ne? Bu ülkeleri yıkmak, düzenlerini değiştirmek. Şimdiye kadar yapılanlara bir göz atalım : Kaddafi öldürüldü, Libya tehlike olmaktan çıktı. Saddam öldü, Irak’ın hali belli. Suriye alt üst edildi, durumu daha iyi değil. Birkaç yıl sonra Fırat’ın doğusu Amerika’nın, batısı ise Rusya’nın kontrolünde olacak.
Şöyle bir geriye dönüp bakalım. Irak savaşı başlatıldığından beri olan süreç, İsrail’in askeri olarak en rahat olduğu süreç değil mi? Demek ki Amerika bu planında başarılı oldu sayılır.
İşte Türkiye burada devreye giriyor. Çünkü bugüne kadar alınmış sonuçlar İsrail’in geleceği için yeterli değil. Burada coğrafya değişmezse 10-15 yıl sonra arap ülkelerinin tekrar İsrail’e yüklenmemelerinin garantisi yok. Bunun tek çaresi, bu ülkeleri bölmek ve İsrail ile bir sorunu olmayan, arkasını Amerika ve Avrupa’ya dayamış bir Kürdistan kurabilmek. Büyük Kürdistan’ın kurulması yalnızca Irak ve Suriye’nin olanaklarını minimuma indirmek anlamında değil, daha sonra da uzun yıllar enerjilerini Kürdistan sorununa harcamak anlamında. İsrail için onlarca yıl askeri tehlikenin uzaklaşması anlamında.
Büyük Kürdistan ise yalnızca Irak ve Suriye’yi bölmekle olamıyor, Türkiye de mecburen bu soruna dahil. Amerika ilk baştan bu sorunu AK Parti’yi iktidara taşıyarak çözümleyebileceğini düşünüyordu, ama olmadı. Irak savaşi öncesi, Erdoğan’ın onayı ile Meclis’e sunulan ve Amerikan ordusunun Irak’a Türkiye’den geçerek girmesini amaçlayan tezkere reddedildi. Bu olay Amerika için iyi yağlanmış olduğuna inandığı çarklarda ilk kum tanesi olarak algılandı. Tekrarının önüne mutlaka geçilmeliydi.
Tezkerenin geçmemesi, Erdoğan’ın parti içindeki ağırlığının diğer kurucu üyeler tarafından dengelenmesi ve Silahlı Kuvvetlerin Irak savaşına müdahil olmaya karşı çıkmasına bağlandı. Bu analiz doğruydu.
Amerika ilk kum tanesinde yol değiştirecek bir ülke değil. Daha tezkereye izin vermeyen bu doku Türkiye içinde Kürdistan eyaletine hiç izin vermezdi. O zaman yapılması gereken neydi? Erdoğan’ı tek adam haline getirmek ve orduyu çökertmek.
Hazırlık safhası 7-8 yıl aldı, sonra uygulamaya konuldu. Bugünkü konuma bir bakalım. Ak Parti kurucularından hangilerinin hâlâ sözü geçiyor? Kurucu 74 üyeden hangilerinin adını hatırlıyorsunuz? Arınç, Davutoğlu ve Gül itibarsızlaştırıldı. Babacan uzaklaştırıldı. Yıldırım, Kuzu, Çavuşoğlu veya Ramazanoğlu hâlâ bakan ama “sahibinin sesi” şekliyle. Türkiye’de parlementer sistem var, en güçlü kişi güya başbakan ama herkes biliyor ki AK Parti’de tek adam Erdoğan.
İkinci ayak ordu idi. Gülen maşa olarak kullanıldı; casusluk davaları, Ergenekon, Balyoz dosyaları ile çökertme operasyonu başlatıldı, vatansever subaylar uzaklaştırıldı. Ama ordu zayıflamış olsa da bu yeterli değildi, ordunun halk gözünde de itibarsızlaştırılması, prestijinin, verdiği güvenin elinden alınması gerekiyordu.
15 Temmuz tezgahlandı, başarısız olması hedeflenerek darbe girişimi tetiklendi. Sonuç, ordudan ve bürokrasiden tutuklanan, uzaklaştırılan, işinden edilen on binlerce kişi… Bugün anayasada böyle bir düzenleme olmasa da Genelkurmay Erdoğan’ın emir subayı haline geldi; yurt dışında caydırıcılığını, yurt içinde verdiği güveni kaybetti.
Kala kala işin son ayağı kaldı. Mutlak yetkilerin Erdoğan’a verilmesi ve halkın bastırılmış, korkutulmuş olması, normal bir ortamda herkesi isyan ettirecek kararlarda bile tepki veremeyecek konuma getirilmesi.
Bundan sonraki hedef Türkiye’nin eyalet sistemine geçmesi, bugünkü Güney-Doğu’muzun adı konulmasa da Kürdistan eyaleti haline getirilmesi. Bunu yapabilecek tek kişi ise Erdoğan. Bugünkü durumda birçok milletvekilinin “bu kadar da olmaz, memleketime döndüğümde sokağa çıkamam, sülaleme vatan hainligi lekesi bulaşır” korkusu ile böyle bir teklifi onaylamama riski var. Halbuki yeni anayasa değişikliği ile Meclis’i de fonksiyonsuz hale getirilmiş bir Türkiye’de Amerika bu kararı Erdoğan’a aldıracak. Amerika Erdoğan’ın o kadar çok açığını yakalamış ki ya yapacak, ya gidecek.
Barzani’nin bayrağının göndere çekilmesi, “Fırat’ın doğusunda bir Kürt devletini tolere edebiliriz” beyanları hep milleti yavaş yavaş bu karara hazırlamak, alıştırmak, bu fikri sıradanlaştırmak için.
Yap-boz’un parçaları yerlerine oturdu mu, tabloyu daha net görebiliyor musunuz? Hiç yoktan ortaya çıkartılan bu referandumun ana nedenini anladınız mı? Ve daha da önemlisi, Türkiye için mi oy vereceksiniz, yoksa Amerika ve İsrail için mi?
http://turkiye.net/yazarlar/ibrahim-cakiroglu/abdden-olumcul-yes/

2 Şubat 2017 Perşembe

GÜMRÜK, BİR KİŞİNİN DAHA [Gümrük Müşaviri İsmail SAPAN; Üzüntü, Sıkıntı ve Kahrından Kalp Krizi Geçirerek] ÖLÜMÜNE SEBEP OLDU

GÜMRÜK "BİR KİŞİNİN DAHA" (İSMAİL SAPAN'IN) ÖLÜMÜNE SEBEP OLDU!..
65 YAŞINI DOLDURAMADAN KAHRINDAN KALP KRİZİ GEÇİREREK VEFAT EDEN İSMAİL SAPAN’A ALLAHTAN RAHMET, YAKINLARINA SABIR DİLERİZ.
Gümrük teşkilatında yıllardır çalışarak emekli olan ve sonra da Gümrük Müşavirlik Belgesi alarak, emekli maaşına katkısı olsun diye ticari hayata atılan İsmail Sapan, birçok meslektaşının uğradığı akıbete o da uğramıştır.
Gümrük Müfettişlerinin acımasız raporları, teşkilatının meslektaşlarına sahip çıkamaması, teşkilattaki birçok çalışanın karşılık beklemesi İsmail Sapan’ı mağdur etmiş ve üzüntüsünün bedeli olarak kalp krizi geçirmesine sebebiyet vermiştir.
Gümrük Kanununun Müşavirlere uyguladığı Disiplin Cezası nedeniyle meslekten men edilen İsmail Sapan, yıllarca hukuk savaşı vermiş, neticede suçsuz olduğu kanıtlanmış, ancak aradan 13 sene geçmesine rağmen, yeniden mesleğe dönememiş, suçsuz olduğu kanıtlanmasına rağmen, Müşavirlik belgesi iade edilmemiş, yoksulluğa ve mahrumiyete devam etmesine göz yumulmuştur.
Karısı ile İstanbul’da Şirin Evler semtinde rutubetli ve havasız bir göz odada bütün umudu ile yaşam savaşı verirken, mesleğe dönebilmesinin mücadelesini yapmakta idi.
“Param yok, param olsa karnemi geri alabilirim, para yediremediğim için alamıyorum,” diyerek dertlenen İsmail Sapan’ın bütün amacı, yeniden çok sevdiği mesleğine dönerek, ekmek parası kazanmak, borçlarını ödemekti.
Başta Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı olmak üzere birçok dilekçe ile ilgili mercilere müracaat etmiş, hepsinden olumsuz cevaplar almıştı. “Ben namusumla çalıştım, rüşvet yemedim, malım mülküm yok, kaçakçılık yapmadım, mahkemelerden aklandım, neden karnemi vermiyorlar” diye üzülmekte ve kahrolmakta idi.
Son olarak İdare Mahkemesinde bir avukatın bütün masrafları karşılaması ile tazminat davası açmış, mağduriyetini dile getirerek yılların kaybını belki tazminat alarak kapatırım ümidi ile yaşamakta idi.
Çok sevdiği İstanbul’da yaşamak istiyordu. Ancak, iş bulamıyor, maddi sıkıntı içerisinde bocalıyordu. Netice de rutubetli ve havasız evinin kirasını dahi ödeyemediğinden, eşinin memleketi Niğde’ye gitmek zorunda kaldı.
Meslektaşlarını potansiyel suçlu olarak gören tek teşkilat herhalde Gümrük’tür. Gümrük Müfettişlerinin ve Gümrükte çalışan memurların bilinçsizliği mi, yoksa başka niyetlerinin olması mı, nedir, en basit şeylerden, mesela ihracatta kıymet farkından, alt faturadan, ihracatı yapılan Libya’daki bir firmanın dahi yerinde bulunamamasından, mahkemelere verilen Gümrük Müşavirlerinin olduğu söylenmektedir.  Bakanlığın suç olmadığına dair örneğin, alt faturaların Gümrük Müşavirlerini ve Gümrük memurlarını bağlamadığına dair yazı olmasına rağmen, müfettişlerin bunu suç sayarak Gümrük Müşavirlerini mahkemelere verdiği de söylenmektedir.
Gümrük maalesef bir meslektaşının daha ölümüne sebep olmuştur. Yıllardır, mağduriyet içerisinde yaşayan ve mesleğine sudan sebeplerle dönemeyen İsmail Sapan, üzüntü ve acıların artması nedeniyle, şeker hastası olmuş, damarları tıkanmış, ve neticede kalp krizi geçirerek vefat etmiştir.
Kimseye zararı olmayan, arkadaşları tarafından sevilen ve saygı duyulan İsmail Sapan’a Allahtan rağmen diler, tüm teşkilatında başı sağ olsun, dostlarına ve ailesine de sabırlar dileriz.

                                                                              T.C.     
                                                     GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI
                                                              SAYIN HAYATİ YAZICI

Sayın Bakanım, Ben Gümrük teşkilatından emekli olup, eski 1615 sayılı Gümrük Kanunundaki amir hükümlere göre de Gümrük Müşavirlik Belgesi almış bulunmaktayım.
Emekli olduktan sonra kurduğum Gümrük Müşavirlik Şirketinde çalışan elemanlar ile mükelleflerin bizleri kullanmaya çalışmaları neticesinde, beyannameyi benim imzalamam ve yasal sorumluluğun tarafımıza yüklenmesi neticesinde Bakanlık Merkez Disiplin Kurulu ve gene Bakanlık Yüksek Disiplin Kurullarınca 4458 sayılı Gümrük Kanununun Geçici 6/4. Maddesine göre Meslekten Çıkarma Cezası ile
Cezalandırıldım.
Tarafıma verilen bu ceza ile Gümrük Müşavirliği belgemin elimden alınması, şirketimin kapanması ve benim gelirimin ortadan kaldırılması ile maddi ve manevi olarak her şeyimi kaybetmeme vesile olmuştur.
Ancak, Bakanlık Disiplin Kurulları, benim gerçekten tarafıma isnat edilen konularda suçlu olup olmadığımın somut delillerle ispatlandığını tespit etmeden bu cezaları tarafıma vermiş ve benim her şeyimi kaybetmeme sebep olmuştur.
Sayın Bakanım; Merkez Disiplin Kurulunun 11.09.2003 tarih ve 2003/73 sayılı kararı ile 1 yıl süre ile geçici olarak mesleki faaliyetten alıkonuldum.
Ancak,tarafıma disiplin cezası verilen bu suç adli makamlara intikal etmiş ve ben KüçükÇekmece 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan dava sonucunda Mahkemenin 11.11.2004 tarih ve 2003/436 Esas sayılı kararıyla beraat etmiş bulunmaktayım.
Daha sonra Merkez Disiplin Kurulu tekrar 11.09.2003 tarih ve 2003/58 sayılı kararı ile 1 yıl süre ile geçici olarak mesleki faaliyetten men edilmem hususunda disiplin cezası vermiş ise de, bu karara konu olay nedeniyle Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2002/105 Esas sayılı dosyasıyla dava açılmış, yapılan yargılama sırasında bilirkişi raporu lehime sonuçlanmış benim suçsuzluğum belirtilmiştir.
Tarafıma en ağır Disiplin Cezası 23.01.2004 tarih ve 2004/4 sayılı Yüksek Disiplin Kurulunun meslekten sürekli olarak men kararı ile gelmiştir. Bu kararla artık Gümrük Müşavirlik yapabilmem ortadan kaldırılmış ve ben sanki silah kaçakçılığı veya eroin kaçakçılığı yapıp kaçakçılık kanununa göre yargılanıp hapis cezası almış gibi addedilerek, çok ağır bir şekilde cezalandırılarak yaşam hakkım elimden alınmıştır.
Halbuki, bu karara konu olay nedeniylede hakkımda Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2003/64 Esas, 2005/154 Karar sayılı dosyasıyla dava açılmış, yapılan yargılama sonucunda cezalandırılmam hususunda mahkemece “yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, anlaşılmakla, mesnet suçtan BERAATİNE” denilerek  BERAATİME KARAR VERİLMİŞTİR.

SAYIN BAKANIM: Bir kimseye isnat edilen suç ispatlanmadıkça kişi suçlu addedilemez olduğu sizlerce de bilinmektedir.
Ayrıca: Bununla beraber, ceza yargılaması sonunda suçun unsurlarının oluşmaması ya da suçun o kişi tarafından işlenmediğinin saptanması gerekçesi ile beraat kararı verilmiş ise, bu beraat kararının disiplin cezasına engel olacağı Danıştay içtihatlarında kabul edilmektedir.
SAYIN BAKANIM; tarafıma verilen ve beni maddi ve manevi mağdur eden disiplin cezalarında kusurumun bulunmadığı ilgili mahkemelerin verdiği kararlar ile ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Ben Disiplin Kurulunun beni suçladığı 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun Geçici 6/3 maddesinin 2.ci fıkrasında belirtilen, görevini bağımsızlık, tarafsızlık ve dürüstlükle yapmayan veya kusurlu olarak yapan ya da bu kanunda yer alan mesleğin genel prensiplerine aykırı harekette bulunduğum hususundaki suçlamalarını emekli bir gümrük memuru ve gümrük müşaviri olarak kabul etmiyorum ve böyle bir husus da yoktur.

SAYIN BAKANIM EN ÖNEMLİ HUSUS İSE İDARE MAHKEMESİNİN BİR MESLEKTAŞIM HUSUSUNDA VERMİŞ OLDUĞU KARARDA ŞU İFADE YER ALMAKTADIR.
“DİĞER TARAFTAN, GÖREVİNİ BAĞIMSIZLIK, TARAFSIZLIK VE DÜRÜSTLÜKLE, YAPMADIĞI VEYA KUSURLU OLARAK YAPTIĞI YA DA BU KANUNDA YER ALAN MESLEĞİN GENEL PRENSİPLERİNE AYKIRI HAREKETTE BULUNDUĞU İLERİ SÜRÜLEN GÜMRÜK MÜŞAVİRLERİNİN, GEÇİCİ OLARAK MESLEKİ FAALİYETTEN ALIKOYMA CEZASI İLE CEZALANDIRILABİLMESİ İÇİN, CEZAYI GEREKTİRECEK BU “FİİLLERİN” İŞLENDİĞİNİN SABİT OLMASI, HİÇBİR TEREDDÜTE MAHAL BIRAKMAYACAK ŞEKİLDE HUKUKEN GEÇERLİ BİLGİ VE BELGELERLE SOMUT OLARAK ORTAYA KONULMASI GEREKMEKTEDİR” DENİLEREK, “ BU HUSUSTA HUKUKEN GEÇERLİ NİTELİKTE SOMUT BİR SAPTAMANIN OLMASI, GÜMRÜK MÜŞAVİRİNİN SADECE BEYANNAMEDE İMZASINDAN DOLAYI BU ŞEKİLDE SUÇ İSNAT EDİLEREK CEZALANDIRILAMAYACAĞI” AÇIKÇA BELİRTİLMİŞ VE
BU HUSUSTA KARAR VERİLMİŞTİR.

SAYIN BAKANIM; 
Biz Gümrük Müşavirleri bu şekilde tarafımıza verilen Disiplin Cezaları ile meslekten men edilerek, hiçbir surette ne şirket kurabiliyor, ne de bir şirkete ortak olabiliyor ve de mesleğimiz olan Gümrük Müşavirliğini icra edemeyerek, sanki çok büyük suç işlemişiz ve 4926 sayılı Kaçakçılık Kanununa muhalefetten hapis cezaları almış gibi cezalandırılarak maddi ve manevi olarak büyük mağduriyetler yaşıyor, yasal haklarımız ellerimizden alınıyor.
Biz Gümrük Müşavirlik Belgesini Gümrük Kanununun bizlere tanıdığı haklar nedeniyle Kanuna dayanarak alıyoruz. Bu Gümrük Müşavirlik belgemizin elimizden alınması ise 4458 sayılı Gümrük Kanununun geçici 6. Maddesine istinaden alınmaktadır. Bu husus da haksız yere bizleri mağdur etmektedir.
Sayın Bakanım; bugüne kadar kimsenin üzerinde durmadığı hukuki bir konuya değinmek istiyorum.
4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun geçici 6. Maddesine göre 5 yılda üç kere disiplin cezası alanlar meslekten çıkarılmaktadır. Burada şu hususa dikkat edilmesini arz ediyorum. 5 yılda iki kere disiplin cezası alanlar 5. Yılın sonunda affedilmekte ve ikinci 5 yılda da 2 kere disiplin cezası almalarına hak verilmektedir. Bu da demektir ki, 5 yıl içinde 3 kere ceza alıp, bu beş yıl içinde meslekten men edilenlerinde 5.ci yılın sonunda eğer ki Mahkemelerce Kamu haklarından men edilme gibi bir cezaları yoksa, affedilmeleri ve karnelerinin 5.yılın sonunda iade edilmesi gerekmez mi?
Bana verilen Disiplin cezalarının üzerinden 10 yıla yakın bir zaman geçmiştir. En son verilen disiplin cezasının tarihi 2004 dür. Şimdi ise 2013 yılındayız. Üstelik bana isnat edilen suçlardan da Mahkemelerce herhangi bir ceza tarafıma verilmemiş olup, beraat etmiş bulunmaktayım.
Ayrıca;  Bakanlığın 14.02.2011 tarih ve 3882 sayılı dağıtımlı yazısında: 5607 sayılı kanunun 3.cü maddesinde yer alan kabahatlerden birisini işleyen Gümrük Müşavirleri hakkında 4458 sayılı Gümrük Kanununun söz konusu maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmektedir.
Yani 5607 sayılı kanun gereği Müşavirin Kaçakçılık suçundan mahkûmiyet kararı almış olması gerekmektedir.
       Ancak hakkımda açılan davaların tamamında kaçakçılıkla ilgili herhangi bir mahkûmiyet kararı verilmemesine rağmen, Yüksek Disiplin Kurulunca Gümrük Müşavirlik belgem iptal edilerek, mesleki faaliyetten men edilmiş bulunmaktayım. Mesleğimi icra edememem nedeniyle, yıllardır maddi ve manevi sıkıntılara düşmüş, olağanüstü mağduriyetler yaşamış bulunmaktayım. Halen de yaşamaktayım.

SAYIN BAKANIM; 
YUKARIDA ARZ ETTİĞİM SEBEPLERDEN DOLAYI MESLEKTEN MEN EDİLMEM HUSUSUNDA TARAFIMA VERİLEN YÜKSEK DİSİPLİN KURULUNUN 23.01.2004 TARİH VE 2004/4 SAYILI KARARININ BAKIRKÖY 1.AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NİN 2003/64 ESAS, 2005/154 KARAR SAYILI DOSYASI İLE TARAFIMA İSNAD EDİLEN SUÇTAN DA BERAAT ETMEM NEDENİYLE SÖZKONUSU DİSİPLİN CEZAMIN KALDIRILARAK GÜMRÜK MÜŞAVİRLİK BELGEMİN TARAFIMA İADESİ HUSUSUNDA İTA AMİRİM OLARAK GEREĞİNE MÜSAADELERİNİZİ SAYGILARIMLA ARZ EDERİM.


ADRES:
Fatih Sultan Mehmet cad.
İlker Yasin İş merkezi No:46
Kat 4 Daire 8 Kavacık-Beykoz
İstanbul.                                                                        İSMAİL SAPAN
                                                                                                                                                M/34/1128                                                                                      
                                                                                           
                                                                   T.C.
                                           GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI
                                                 Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne
                                        Üniversiteler Mah. Dumlupınar Blv. No.151
                                                        Çankaya/ANKARA     

İlgi: a- 82858591- 161.02.02(GGM-M341128)  sayılı 23.12.2015 tarihli yazınız.
       
       İlgi (a) da kayıtlı yazınız ile, konumun detaylı bir şekilde incelenmeden, geçmiş dilekçelerimden de bahsedilerek, son verdiğim 18.12.2015 tarihli dilekçeme istinaden, daha önceki dilekçelerime, (b,d,f) de kayıtlı yazılarınız ile cevap verildiği bildirilmektedir.
      Bilindiği üzere, Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığı, 2003/22 dosya ve 2004/4 Karar no.lu, 23.01.2004 tarihli kararı ile beni Meslekten Çıkarma Cezası ile cezalandırmıştır.
      Bana isnat edilen konular ile ilgili davalar açılmış, suçlamalar yapılmıştır. Ancak, gerek hakkımda açılan davalar ve gerekse suçlamalar, ilgili Mahkemelerce değerlendirilmiş ve bütün davalardan aklanmış, suçsuzluğum kanıtlanmış ve beraatım ile sonuçlanmıştır.
      Yani, bugüne kadar tarafıma uygulanan tüm Disiplin cezaları ile ilgili Mahkemelerden beraat etmiş ve suçsuz olduğum kanıtlanmıştır. Bunlarla ilgili Mahkeme kararları Makamınıza verilmiştir.
     Ayrıca, yürürlükteki kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun hükümlerine göre kaçakçılık suçundan mahkumiyet kararı kesinleşen meslek mensuplarına, meslekten çıkarma cezası verilir, denmektedir.
      Herhangi bir ceza almamama rağmen beni meslekten men etmek, ne yasalara ve ne de İnsan haklarına uygun olmayıp, beni ebedi mahkum durumuna düşürerek, ekmeğimin elimden alınması ve maddi sıkıntı içerisinde yaşamama mahkum edilmemin hakkaniyete uygun olmadığı kanaatindeyim.
        Ayrıca; Anayasamızın 38. Maddesi: Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.  Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Demektedir.
        Sayın yetkililer Anayasamızın 38. Maddesinde belirtildiği gibi, suçum olmamasına rağmen 1615 sayılı Gümrük Kanununa göre tarafıma verilmiş olan Müşavirlik belgemin, İdari Disiplin cezası ile tamamen meslekten men edilerek, benim ve ailemin rızkının yok edilmesi İnsan haklarına ve Anayasamıza aykırı değil midir?
         Bilindiği üzere Mahkemelerce suçsuzluğum kanıtlanmış, ancak, Disiplin Kurulu, uyarı, kınama, ihtar gibi daha hafifletici ceza yerine en son ve en son ağır cezaya hükmetmiş, anayasanın bu maddesine aykırı olarak bir insanın ekmeği ile oynamış, açlığa ve yokluğa sevk eden meslekten men edilme cezası vermiştir.
       Bu hususlar insan haklarına ve anayasamıza aykırı bir davranıştır. Benim hiçbir suçum olmadığı mahkeme kararları ile sabit olup, ayrıca adli sicil kaydımda da belirtilmiştir.
      Sonuç olarak, yukarıda arz ettiğim hususlar dikkate alınarak, tarafıma uygulanan haksız Disiplin cezasının kaldırılarak, daha fazla mağduriyetime sebep verilmemesi için Müşavirlik Belgemin tarafıma iadesi hususunda gereğini müsaadelerinize saygılarımla arz ederim.

Adresim:
Sakarya caddesi Ertuğ iş merkezi
No. 17/ 45. Kat 4. Kızılay/Ankara                                                             İSMAİL SAPAN

T.C.
BAŞBAKANLIK
GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI
Gümrükler Genel Müdürlüğü
Sayı     : B.02.1.GÜM.0.06.00.18.549-2565
Konu   : İmalatçı Listeleri
03.04.2006 / 09243 yazıda ilgi tutulmuştur.

Konuyla ilgili (2009/30) Sayılı Genelge Yayımlanmıştır.

05.01.2006 / 00504
GÜMRÜK VE MUHAFAZA BAŞMÜDÜRLÜĞÜNE

İlgi      :27.09.2004 tarihli, 26892 sayılı yazımız.

İlgide kayıtlı talimatımızda özetle, ihraç eşyasına ait gümrük beyannamesi üzerinde yer alan imalatçı firma bilgisinin düzeltilmesi, değiştirilmesi veya beyanname üzerinde bulunmayan bu bilginin ihracat gerçekleştikten sonra beyannameye eklenmesi yönündeki taleplerin gümrük idarelerince karşılanmaması gerektiği belirtilmişti.
Müsteşarlığımıza yapılan başvurularda bir kısım ihracatçıların çok sayıda imalatçı firmadan ihraç kaydıyla satın aldıkları malları tek gümrük beyannamesi ile ihraç ettikleri belirtilerek imalatçı/tedarikçi firmaların adlarının yer aldığı beyanname eki listelerin ibraz edildiği şekliyle gümrük idaresi tarafından onaylanması talep edilmektedir.
Bilindiği üzere, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’na bağlı Gümrük Yönetmeliği’nin 119. maddesi uyarınca gümrük beyannamesi ile birlikte eşyanın faturasının ibrazı zorunludur. Söz konusu Yönetmelik maddesinde ayrıca, gümrük işlemleri sırasında gümrük beyannamesi ekinde aranılan diğer belgeler sıralanmış; ayrıca Yönetmeliğin 120 ila 123 üncü maddelerinde gümrük beyannamesine eklenen belgelere ilişkin ayrıntılı hükümlere yer verilmiştir. Anılan Yönetmelik maddelerinde ve bu maddelerin uygulama usul ve esaslarına ilişkin Müsteşarlığımız düzenlemelerinde ihracat sırasında gümrük beyannamesine ihraç eşyasının imalatçısı/tedarikçisi olan firmaları gösterir bir liste eklenmesini gerektiren bir tasarruf yer almamaktadır.
İhracata ilişkin gümrük beyannamesi üzerinde beyan edilen ve beyannameye eklenen belgelerde kayıtlı olan bilgiler arasında ihraç eşyasının imalatçısı/tedarikçisi olan firma bilgileri yer almamakta ve tek tip gümrük beyannamesi üzerinde ”imalatçı firma” bilgisinin kaydedilmesine münhasır bir alan bulunmamaktadır. İhracatçı firmaların isteğine bağlı olarak, gümrük beyannamesinin “Ek Bilgi, Sunulan Belge ve Ön İzinler” başlıklı 44 no’lu sütununa imalatçı firma bilgilerinin kaydedilmesi mümkün olmakla birlikte; bu bilginin gerçekliğinin veya doğruluğunun teyit edilebilmesi için firmanın mali kayıtlarının incelenmesi gerekli olduğundan, söz konusu bilginin ihracat işlemleri sırasında gümrük idaresi tarafından doğrulanmasına imkan bulunmamaktadır.
Öte yandan, vergi iade ve mahsup taleplerinin karşılanmasında karşılaşılan sorunların Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı) nezdinde gündeme getirilmesi; ayrıca ihraç eşyası ile bu eşyayı imal/tedarik eden firma arasındaki illiyet bağının ihracatçı firmanın mali kayıtları üzerinden teyit edilmesine yönelik düzenlemelerin de anılan Bakanlık tarafından yerine getirilmesinin gerekli olduğu; imalatçı/tedarikçi firmaların isimlerinin yer aldığı listede kayıtlı bilgilerin gümrük idaresi tarafından doğrulanmasının ve onaylanmasının mümkün olamayacağı; ihraç eşyasının imalatçısı veya tedarikçisi olan firmaları gösterir listelerin gümrük idarelerince onaylanmasının Müsteşarlığımızca uygun görülmediği yönündeki görüşlerimiz aynı tarihli yazımız ile anılan Bakanlığa da bildirilmiştir.
Bu çerçevede, ihracat sırasında gümrük idaresine ibraz edilen ve ihraç eşyasının imalatçısı/tedarikçisi olan firmaların ünvanlarını gösteren listelerin gümrük idarelerince onaylanmaması gerekmektedir.
Bilgi ve gereğini rica ederim.
Umman HAMİTOĞULLARI
Genel Müdür V.
DAĞITIM     : Tüm Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüklerine

 T.C.
BAŞBAKANLIK
GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI
Gümrükler Genel Müdürlüğü

Sayı     :B.02.1.GÜM.0.06.00.18.549-2565                                                             ANKARA
Konu   :İmalatçı Firma Bilgisi

Konuyla ilgili (2009/30) Sayılı Genelge Yayımlanmıştır.

28.07.2005 / 19294
GÜMRÜK VE MUHAFAZA BAŞMÜDÜRLÜĞÜNE

İlgi:       27.09.2004 tarihli, 18.549.2565/26892 sayılı yazımız.
Müsteşarlığımıza intikal eden olaylardan, 16.06.2003 tarihli, 2003/12 sayılı Genelgemiz uyarınca ihracatçılar tarafından yapılan imalatçı firma bilgisinin düzeltilmesi, sonradan eklenmesi yönündeki taleplerinin karşılanmadığı halde Gümrük Kanunu’nun 241/1. maddesi uyarınca usulsüzlük cezası uygulandığı veya uygulanmak istendiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere, ilgide kayıtlı yazımız ile ihraç eşyasının hangi firma tarafından imal edildiğinin tespit edilmesi ve/veya ispatlanması, gümrük idaresinin görev ve sorumluluk alanına girmediği, Gümrük Mevzuatı uyarınca, ihraç eşyasının imalatını gerçekleştiren firmaya ilişkin bilgi ve belgelerin, ilgili gümrük idaresi tarafından ihracat gümrük işlemleri sırasında aranması gereken zorunlu bilgi ve belgeler arasında yer almadığı; bu doğrultuda, tek tip gümrük beyannamesi üzerinde “imalatçı firma” bilgisinin kaydedilmesine münhasır bir alan bulunmadığı, ihracatçı firmaların isteğine bağlı olarak, gümrük beyannamesinin “Ek Bilgi Sunulan Belge ve Ön İzinler” başlıklı 44 no’lu sütununa imalatçı firma bilgilerini kaydedilmesi mümkün olmakla birlikte; bu bilginin gümrük idaresince teyit edilmesi imkanı bulunmadığı, bu çerçevede ihraç eşyasına ait gümrük beyanname üzerinde yer almış imalatçı firma bilgisinin düzenlenmesi, değiştirilmesi veya beyanname üzerinde olmayan bu bilginin ihracat gerçekleştikten sonra beyannameye eklenmesi yönündeki taleplerin gümrük idareleri tarafından karşılanmaması yönünde tüm Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüklerine talimat verilmiştir.
Bu itibarla, gümrük idaresi tarafından teyit edilmesi mümkün olmayan imalatçı firma bilgisinin düzeltilmesi, değiştirilmesi veya beyannamede olmayan bu bilginin, sonradan eklenmesine yönelik düzeltme taleplerinin karşılanmaması gerekmekte, dolaysıyla 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 241/1. maddesinin tatbikine gerek bulunmamaktadır.
Bilgi ve gereğini rica ederim.

Sezai UÇARMAK
Gümrükler Genel Müdür V.

26 Ocak 2017 Perşembe

DÜNYA GÜMRÜK GÜNÜ PROGRAMI'NDA KONUŞAN BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM: "CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK KAÇAKÇILIĞINI ÖNLEDİK"

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM: 
CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK KAÇAKÇILIĞINI ÖNLEDİK
Ankara'da yapılan Dünya Gümrük Günü toplantısında konuşan Başbakan Yıldırım, "Biz, AKP ve Hükümet olarak Gümrük konusunun ne kadar önemli olduğunu geçen yıl gördük. Cumhuriyet tarihinin en büyük kaçakçılığını önledik" dedi. Başbakan Binali Yıldırım ayrıca, "Bulgaristan sınırından şikâyet var. Bizim tarafta kuyruklar oluşuyormuş. Rıfat Bey oradaki yeri genişletelim. Arsa, yer ne istiyorsanız verelim" dedi.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM, DÜNYA GÜMRÜK GÜNÜ TOPLANTISINDA KONUŞTU.
İşte Yıldırım'ın konuşmasından öne çıkanlar:
Gümrük konusunun ne kadar önemli olduğunu geçen yıl gördük. Cumhuriyet tarihinin en büyük kaçakçılığını önledik.
4 Özgürlük: Gümrükleri para kazanma amacına dönüştürürsek bilmeden ayağımıza sıkmış oluruz. Ticaret yavaşlar, alanda satanda kaybeder. Gümrüklerde alt yapıyı tesis etmek, malın, sermayenin, insanların serbestçe hareket etmesi nihai hedef olmalıdır. 4 özgürlüğe dünyanın ihtiyacı var.
MALLARIN, HİZMETLERİN, SERMAYENİN VE İNSANLARIN SERBEST DOLAŞIMI:
'Duvarla örerek huzursuzluğun önüne geçemeyiz'
Duvarlar örerek dünyadaki huzursuzluğun önüne geçemeyiz. Güçlü olmak adil olmaktır, insanlık normlarına uygun hareket etmek, gücünü güçsüzler karşısında kötüye kullanmamaktan geçiyor. Bunun için bölgemizde yaşanan savaşlarda Türkiye'nin ortaya koyduğu fedakârlığı, 3 milyon insana bağrını açtığı dikkate alınırsa bu noktada gelişmiş dünya ülkelerinin konuşmaktan fazla katkısı olmadığını görebiliriz.
'En büyük hedefimiz'
Bölgesel ve küresel problemleri çözmek ülkelerin birinci sorumluluğudur.
Türkiye bu anlamda sadece mültecileri misafir etmiyor, aynı zamanda Suriye'de devam eden savaşın sona ermesi için büyük inisiyatifler alıyor. Ortaya koyduğumuz tutum bir çözümünde başlangıcı olmuştur. Bundan sonraki adım BM bünyesinde diğer paydaşlarında devreye girmesi ile Suriye'de çözümün sürekli hale gelmesi en büyük hedefimizdir. Gümrük bakanına talimat Bulgaristan sınırında bir şikâyet var. Bizim tarafta kuyruklar oluşuyormuş. Dinlenme alanı istiyorlar. Rıfat Bey oradaki yeri genişletelim.
Arsa, yer ne istiyorsanız verelim.
Taşımacılıktan lojistiğe geçen süreci yaşıyoruz.
Limanlarda manuel kontrol tarihe karışıyor. Deniz limanlarının ardından kara limanları da yapılmaya başladı. Bilgi toplumunda dünya ortalamasını geçtik, Avrupa ortalamasını yakaladık. Önümüzdeki aylarda Türkiye'nin önünde büyük fırsatlar var. Türkiye'nin ekonomik göstergeleri bize benzer ülkelerinkinden daha iyi durumda.
'Şu kepazeliğe bak'
Bazı bankaları görüyorum ki bunu anlamamışlar.
Ne yazık ki bunlardan biri Kamu Bankası... Kardeşim kanun çıktıysa uygulayacaksanız! Bunun lâmı cimi yok. Uygulamazsanız gereği ne ise yaparız. Malı mülkü, aynı nakdi... Ne varsa hepsi teminat. Biraz da siz taşın altına elinizi koyun. Efendim dolar kurunda dalgalanma var. Şuraya bak, şu kepazeliği bak. Milleti yaşatmak varken bir tekmede ben vurayım. Şimdi ABD başkanı da oturdu yerine, kısa sürede her şey düzelecek.
Dolar kurundaki dalgalanma bitecek.
Türkiye'nin ekonomik göstergeleri birçok ülkeden daha iyi durumda:
15 Temmuz'dan sonra FETÖ'cüler ve BETÖ'cüler ittifak kurdu. Türkiye ekonomisi kötü olacak diye mücadele ediyorlar. Unutmasınlar, hazırın ardı tez gelir. Bu millet burunlarından getirecek. 'İçerden al' Gümrükleme alanında Türkiye 15 yılda çağ atladı. İş bitmedi. Ticareti kolaylaştıracağız. Özellikle satarken daha kararlı olacağız, alırken nazı olacağız. Yani içeride yapılan malları dışarıdan almaya gerek yok. Yok, dışarıdan alman gerekiyorsa dışarıdan al, daha ucuzsa dışarıdan al, buna bir engel yok.'' [[Kaynak: Türkiye Haber Merkezi, 26 Ocak 2017, AA, Ulusal Ajans]]

24 Ocak 2017 Salı

İNTERNETTE GÜMRÜK DUVARLARI VE DEVLET KORUMASI YOK!.. "MICROSOFT ve CIA & Gazi GÜDER, Bilgisayar Yüksek Mühendisi

MICROSOFT ve CIA
Gazi GÜDER // Bil. Yük. Müh.
Geçen hafta içindeki bir haber bunca sıkıntıların arasında dikkat çekmeden geçti gitti.
Bilgisayarlarınızı, cep telefonlarınızı kullanırken genellikle siz farkında olmadan arka planda çok fazla işler olur, uygulamalar gerçekleşir. Bunların çoğunu da bize genelde zevkle kullanılan bir araç ya da kolaylık şeklinde sunarlar. Böylelikle de çok fazla kullanmamızı sağlamış olurlar. Bu arada arka planda, biz farkında olmadan, çok fazla uygulamalar olur, çalışır ve istedikleri bilgileri toplarlar.
Doğal olarak bu yazdıklarım da isteklilere ya da ilgili yerlere çoktan gitmiş durumdadır. Sürekli olarak çok iyi pazarlama taktikleriyle satışlar yapıp para da kazanırlar. "Parmağınızı gösterin bilgisayarınız sizi tanısın ve açılsın. Başkası açamasın", "Avuç içinizi gösterin ATM sizi tanısın. Yanlışlık olmasın", "Göz retinasından tanıma yapılsın işe gelen gelmeyen personel kesin belli olsun", "Göz retinasından tanıma yapılsın hapisten kaçamasınlar", "Parmak izinden tanıma yapsın...." vb yüzlerce pazarlama taktiğiyle bunları bize satarlar.  Yararlı yanları mutlaka vardır. Bu araçları kullandığınızda bilgileri sizin dışınızda kullananlar da vardır. Örneğin; bilgisayarınızdaki Windows işletim sistemi bunu daha o anda yapar, ele geçirir ve merkezlerindeki bilgisayarlarına kaydederler. Böylece yüz binlerce, milyonlarca kişinin parmak izi, avuçiçi ve göz retina bilgilerine sahip olurlar. Buraya kadar ne var bunda diyebilirsiniz...
Geçen hafta MICROSOFT ve CIA, yukarıda anlatılan bilgilerin kendi aralarında
paylaşılması ile ilgili anlaşma imzaladılar..... Buna benzer daha pek çok anlaşma vardır ve yürürlüktedir. Sanırım ulusal, milli, yerli yazılım neden çok önemlidir sorusunun yanıtı
açıktır. Bu paylaşımlar bilgi paylaşımı gibi görülse de son derece tehlikeli tezgâhların kurulmasını da sağlar. Ergenekon davası için kurulan tezgâhları hatırlayalım.
Facebook kullanımında ne kadar dikkatli olursanız olun, istendikten sonra sizi her türlü kötü işle ilişkilendirecek, bağlantı kuracak, suçlayacak vb yolları ve gerekçeleri son derece kolay biçimde bulabilirler. Facebook kullanmaya başladığınız andan itibaren her türlü bilginizin başkalarıyla paylaşılmasını da kabul etmiş oluyorsunuz. Bu bilgileri serbestçe büyük
şirketlere, pazarlama firmalarına, istihbarat kuruluşlarına satabilirler ya da verebilirler. Facebook daki her tuşa dokunuşunuzda arkadaki gizli el bunları alır ve bir merkezde toplar.
Sonrasında da sizin kişisel bilgilerinizi değerlendirerek çok değişik amaçlarla kullanırlar. Pazarlama ve satış faaliyetleri için nelerin üretileceğinden, nelerin hangi sokakta, hangi saatlerde satılabileceğine kadar çok değerli bilgileri kolayca üretirler. Cep telefonu firmalarında saniye saniye nerede olduğunuza, kimle konuştuğunuza vb kadar bilgilerin toplandığını ve bu bilgilerin diğer bilgilerinizle çok kolay biçimde ilişkilendirileceğini düşünürseniz, özel yaşamınızın kimlerin yönetiminde ve denetiminde olduğunu anlayabilirsiniz. Özetle, bilgisayar, cep telefonu vb aygıtları kullanımımızda dikkatli olmamız gerektiği çok açıktır. Kredi kartları harcamalarının da bu bilgilerle birleştirildiğini ya da birleştirilebildiğini düşünürseniz, özel yaşam diye bir şeyin kalmadığını anlamak zor olmayacaktır. Bütün bu bilgiler teknolojiyi kim üretiyorsa onda toplanacak ve kullanılacaktır.
Bu satırları okurken bile bilgileriniz (hangi konuda, kimin yazdığı yazıyı, yorumu hangi IP adresiniz (internetteki yeriniz) üzerinden okuduğunuz) çoktan bir yerlere gitti bile. Her internet sitesinin ya da sayfasının arkasında bambaşka dünyalar vardır ve bunlar üzerinden çok etkili şeyler yapabilirler.
Bunların tümü Yazılım Esaslıdır.  Bunları teknolojide halen kayda değer ve önemli bir şeyler yapıyor olmamanın, olamamanın sonuçlarının ne kadar ağır olabileceğini bir nebze de olsa anlatabilmek için yazdım.
"Teknolojiye hâkim olan dünyaya hakim olur..." 
Kalın sağlıcakla…
***
[status draft] [nogallery] [geotag on] [publicize off|twitter|facebook] [category araştırma] 
Posted by: Tamer Olgun <htamerolgun@gmail.com>

16 Ocak 2017 Pazartesi

CENEVRE DEPREMİ & Prof. Dr. Ata ATUN

CENEVRE DEPREMİ

Ata ATUN

Bir hafta öncesinden Yunanistan Dışişleri bakanı Nikos Kocias tarafından sabote edileceğini yazdığım ve televizyonlarda da dile getirdiğim Cenevre Konferansı sonrasında, Rum lider Nikos Anastasiadis’in twitter mesajlarına göz attım, Rum tarafında neler olup bittiğini ve nelerin konuşulduğunu öğrenmek için.

Bu yazımı yazana kadar Rum lider Nikos Anastasiadis’in attığı son yedi tweet aynen aşağıdaki gibi:
“1 Aralık günü, Kıbrıs için yapılacak müzakerelerde karar almak yönünde sorumluluk aldım. Sonuçlar bu kararı desteklemektedir.
Garantilerin kaldırılması ve Türk Ordusunun geri çekilmesi uyarlaması konusundaki pozisyonumuz devam etmektedir.
Ümit vaat eden bir yola girmiş durumdayız. Kabul edilebilir anlaşma bulunursa, çözüm olabilir.
Halen daha ikili görüşmenin canlı olduğu ve devam ettiğine dair örneklerin bulunması nedeni ile Cenevre’de çözümden umutluyum.
Yunanistan ile aramızda düşünce farkı yoktur. Tam bir uyum içerisindeyiz. Yunanistan Başbakanına ve Dışişleri Bakanı Nikos Kocias’a tüm destekleri için teşekkür ederiz.
Kalıcı görüşmelerin başındayız. Çok önceleri kabul edilmiş olsa da bir tarafın güvenliği diğer tarafa tehdit olmamalıdır.
Konferanstan önce yapılan yegane kapsamlı öneri, sadece bizim tarafımızdan yapılan öneridir.”

Benim değerlendirmeme göre Rum lider Nikos Anastasiadis, yayınladığı bu twitter mesajları ile Cenevre’de gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerekse T.C. Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu tarafından fena halde çizilen karizmasını ve uğradığı politik yenilgiyi örtbas etmek için, Kıbrıs Rum halkına gerçeği yansıtmayan mesajlar vererek olumlu bir tablo çizmeye çalışmakta.

Anastasiadis’in Cenevre öncesi açıklamalarında, 12 Ocak günü garantörlüğün konuşulacağı ve garantörlerin oturacağı masaya, birinin üzerinde Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, diğerinin üzerinde de Kıbrıs Rum halkı lideri yazdığı iki şapka ile oturacağını ve yaptığı “muhteşem siyasi manevra ile istese de istemese de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın karşısına eşit statüde bir Cumhurbaşkanı olarak oturacağını” belirtmişti. Zil takıp oynamadığı kalmıştı Anastasiadis’in, mutluluk ve kibrinden.

Mustafa Akıncı’ya kabul ettirdiği tüm isteklerinin, Türkiye tarafından da ister istemez kabul edileceği hayaline kapılmış, kendini bir “Helen kahramanı” addetmeye başlamıştı. Özellikle Akıncı tarafından kabul edilen “Dört Özgürlüğü” Rum Ortodoks Kilisesi başı Başpiskopos Hrisostomos’a anlatmak için koşa koşa Lefkoşa Surlariçindeki Başpiskoposluğa gitmiş ve Kıbrıs Türk Devletçiğinin kısa bir zaman dilimi içinde bu “Dört Özgürlük” uygulaması ile Rumlar tarafından istila edileceğini belirtmiş, Başpiskopos’tan da kocaman bir aferin almıştı. Ertesi gün de Başpiskopos televizyonlara çıkmış ve her zamanki tutumunun aksine Anastasiadis’i desteklediğini açıklamıştı.

Ne olduysa oldu ve Anastasiadis’in Dört Özgürlük (Yerleşme, Dolaşma, Çalışma ve İş kurma) zaferi Cenevre’de fena halde çöktü. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, Dört Özgürlük öyle değil böyle olur deyip, Cenevre’de Nikos Anastasiadis’in önüne “Dört Özgürlük uygulanacaksa, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da, Kıbrıs adasında -dört özgürlük- hakkı olacaktır” karşı önerisini koyunca Anastasiadis’te ne karizma kaldı, ne de “Helen Kahramanlığı!”

Bana göre Cenevre müzakereleri, Türkiye’nin ayağını yere sert basması ve dik duruşu nedeni ile Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan için tam bir hezimet oldu. Her ne kadar Cenevre, bir son olarak adlandırılmıyorsa da KKTC artık başka ufuklara yelken açmalı, 49 yıldır Rumlar tarafından kasten sonlandırılmayan müzakereler nedeni ile. 

13 Ocak 2017 Cuma

TÜSİAD DA (NİHAYET) ATATÜRK’Ü HATIRLADI & Bülent ESİNOĞLU

TÜSİAD DA ATATÜRK’Ü HATIRLADI
Bülent ESİNOĞLU
Küreselleşme saldırısının başladığı günlerdi. Ulus devletimiz, vahşi bir liberal saldırının etki alanına girmişti. Emperyalizm ulus devlet çelişkisinin emperyalizm lehine çözülmesi için yasalar değişmeli ve işbirlikçi sermaye güçlendirilmeliydi.
Halkımızın bu küresel saldırıya ikna edilmesi gerekiyordu ki, Meclisten yağmaya uygun yasalar çıkabilsin. TÜSİAD’ın bir alt örgütlenmesi olan TESEV, kamuoyu yaratmak için kolları sıvamış, ulus devlet yapısının Atatürk tarafından konulmuş temel taşlarını,  yok etmenin gayreti içine girmişti.
Can Paker televizyon televizyon (TRT hariç, o zaman televizyonların hemen hepsi TÜSİAD üyelerinindi) dolaşır, özelleştirmenin ekonomiyi uçuracağını, teknoloji üretimini sağlayacağını, her şeyin çok ucuzlayacağını, sermayenin tabana yayılacağını, özgürlüklerin genişleyeceğini Türk halkına anlatıyorlardı.***
İş o kadar çığırından çıkmıştı ki, 15 günde 15 kanun çıkmazsa, ülkemizin batacağı anlatılıyordu. Ulus devletimizi tahrip eden tüm operasyonlar sahneye konulmuştu.
Küresel efendilerin ekonomik operasyon araçları ve uzmanları ülkemizde görevlerini icra ediyorlardı.
Bir çimento fabrikası 11 milyon dolara, bir işbirlikçiye satılıyor. O işbirlikçi aynı çimento fabrikasını ay geçmeden, bir başka işbirlikçiye 55 milyon dolara satabiliyordu.
Siyasal İslam’ın tam desteğini almışlardı. Birlikte açık kapalı Atatürk ve kamu malı düşmanlığı yapıyorlardı. Atatürk milliyetçiliği yerden yere vuruluyordu.
Uzatmayalım, emperyalizmin çok uluslu şirketleri yerli işbirlikçilerin Pazar payını(rüşvetini) vermek mecburiyetinde olan bir dönemi yaşadığını biliyordu.
Daha ileriki dönemlerde aracıyı ortadan kaldırarak ulus devleti tam olarak ele geçirmek, emperyalizmin nihai amacıydı. Bunun için halk tabanı gerekliydi.
Siyasal İslam’ın desteklenmesi ve iktidar koltuğuna oturtulması emperyalizmin temel stratejisiydi.
Zaten emperyalizm bizim gibi ülkelerde ki tercihi, Türk, Atatürk değil İslam’dı.
Amerikan planları bir yere kadar işledi. Bir yerden sonra, liberalizmin getirdiği felaket, tüm dünyayı sardı. Siyasal İslam liberalizmin düşmanı oldu. Mülkiyet tehlikeye girdi.
Mülkiyet korkusu; TÜSİAD’ı da Kemalist çizgiye sokmaya başladı. Geç de olsa iyi bir gelişme diyebiliriz.
Kemalizm herkese bir gün lazımdır.
*** 1-Sermaye tabana yayılmadı. 3 adet dolar milyarderi vardı. An itibariyle, 50 adet. 2-Hiçbir şey ucuzlamadı. 3-Teknolji üretiminden vazgeçtim, sanayi üretimimiz daraldı. 4- Özgürlükler genişlemedi. 13.1.2017, bulentesinoglu@gmail.com